Semra Arcan Gökçen, Nerina Azad’da yayımlanan yazısında kadın cinayetleri ve kayıp kadın dosyalarına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. HAK-PAR Başkanlık Kurulu Üyesi olan Gökçen, Gülistan Doku dosyasında etkili soruşturma yürütülmediğini belirterek, bunun ciddi bir insan hakları ve yaşam hakkı ihlali tartışmasını ortaya çıkardığını ifade etti.
Avukat ve HAK-PAR Başkanlık Kurulu Üyesi Semra Arcan Gökçen, Nerina Azad’da yayımlanan yazısında kadın cinayetleri, kayıp kadın vakaları ve devletin sorumluluğuna ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Gökçen, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin yalnızca bireysel suçlar olarak ele alınamayacağını ifade ederek, bu olayların aynı zamanda devletin önleme, koruma ve etkili soruşturma yükümlülüğüyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.
Yazısında özellikle Gülistan Doku dosyasına dikkat çeken Gökçen, 2020 yılında kaybolan üniversite öğrencisinin akıbetinin hâlâ net biçimde ortaya çıkarılamamasının ciddi bir hak ihlali tartışmasını beraberinde getirdiğini söyledi.
Dosyada geçen yaklaşık altı yıllık süreçte etkili bir soruşturma yürütülmediğini savunan Gökçen, delillerin zamanında toplanmaması, şüphelilerin yeterince araştırılmaması ve soruşturmanın sürüncemede bırakılmasının önemli ihmaller doğurduğunu ifade etti.
Semra Arcan Gökçen, insan hakları hukukunda “geciken adaletin etkisiz adalet anlamına geldiğini” belirterek, devletin yalnızca suç sonrası değil, suçun önlenmesi aşamasında da sorumluluk taşıdığına dikkat çekti.
Yazıda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına da yer verildi. Gökçen, Osman v. United Kingdom ve Opuz kararlarının devletin kadınları koruma yükümlülüğünü açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti.
Kayıp kişilerle ilgili davalarda etkili soruşturmanın zorunlu olduğuna işaret eden Gökçen, Timurtas kararını hatırlatarak devletin hızlı, bağımsız ve kapsamlı bir soruşturma yürütmekle yükümlü olduğunu vurguladı.
Yazısında cezasızlık sorununa da değinen Gökçen, etkili soruşturma yürütülmemesinin yalnızca mevcut dosyaları değil, gelecekte işlenebilecek suçları da etkilediğini belirtti. Cezasızlık algısının yeni suçlar için teşvik edici bir zemin oluşturduğunu kaydetti.
Gökçen, değerlendirmesinin sonunda Gülistan Doku dosyasının yalnızca bireysel bir kayıp vakası olmadığını belirterek, bunun Türkiye’de kadınların yaşam hakkının korunmasına ilişkin sistemsel sorunları gözler önüne serdiğini ifade etti.