Engellinin Raporu Var, Hakkı Var; SGK Neyi Bekliyor?

Yayınlama: 06.09.2026
11
A+
A-
Express Haber Genel Yayın Yönetmeni
🔊

Uzun zaman oldu yazmayalı. Gerek sağlık sorunlarımın başta olması, gerekse yaşam koşulları artık insanın elini kaleme götürmesini, birkaç satır yazmasını bile zorlaştırıyor. Maalesef hem ülke genelinde hem de dünya genelinde ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Savaşlar, ekonomik sıkıntılar, geçim derdi derken insan bazen “Bu zamanda yaşayabilene aşk olsun” diyor.

Neyse, gelelim asıl konumuza.

Beni tanıyan birçok kişi engelli olduğumu bilir. Evet, ben doğuştan görme engelliyim. Hayata birçok konuda geriden başlayarak mücadele etmek zorunda kaldım. Ama olsun. Engelli olmak bana yaşam mücadelesini, sabretmeyi ve karşıma çıkan engellerle mücadele etmeyi öğretti. Elbette ben de engelli doğmak istemezdim. Ancak kader dediğimiz şey belki de tam olarak budur. Ben, yaşadığım bu hayatı ve bana verilen mücadeleyi Yaradan’ın bana verdiği en güzel mükâfatlardan biri olarak görüyorum.

Neyse, konuyu daha fazla dağıtmayalım.

Bildiğiniz üzere ülkemizde yaklaşık çeyrek asırdan beri uygulanan bir engelli emekliliği sistemi vardı. Engelli vatandaşlar, sahip oldukları sağlık kurulu raporları ve vergi muafiyet belgeleri ile SGK tarafından belirlenen şartları yerine getirdikleri takdirde emekli olabiliyorlardı.

Bu sistem elbette kusursuz değildi. Ancak en azından engelli vatandaşların yıllarca verdikleri emeğin karşılığında, belirli şartları yerine getirdiklerinde emekli olabilmelerinin önünü açıyordu.

Ta ki 2008 yılına kadar…

2008 yılında yapılan düzenlemelerle sistem adeta iki farklı döneme ayrıldı. 2008 öncesinde işe giren engelliler belirli şartlarla mevcut sistem üzerinden emekli olabilirken, 2008 sonrasında işe girenler için SGK’nın iş gücü kaybı tespiti esas alınmaya başlandı.

Aradan yıllar geçti.

Sonra bir gece daha…

Halkın oylarıyla seçilen, halkın vergileriyle maaş alan, Meclis sıralarında oturan değerli vekillerimiz bir araya geldiler ve engellilerin emeklilik sistemini yeniden değiştirdiler.

Kusura bakmayın ama bundan sonrasını biraz sokak ağzıyla yazacağım:

“Biz bu engellilerin emeklilik haklarına nasıl çökeriz?”

TBMM’de verilen bir önergenin ardından, bir gecede çıkarılan 7538 sayılı Kanun ile yüz binlerce engellinin emeklilik hakkı adeta yeniden sorgulanır hale getirildi.

Üstelik düzenleme kamuoyuna “Artık engellilerin emekli olması daha kolay” şeklinde bir müjde havasıyla sunuldu.

Peki gerçekte ne oldu?

Kanun çıktıktan sonra engelliler emekli olmakta daha mı kolaylık yaşadı?

Hayır.

Tam tersine, birçok engelli vatandaş için emeklilik süreci daha büyük bir belirsizliğe dönüştü.

Çünkü SGK, Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenmiş engelli sağlık kurulu raporlarını emeklilik açısından yeterli görmeyerek kendi değerlendirme sistemini esas almaya başladı. Sağlık Bakanlığı’nın verdiği engellilik oranı ile SGK’nın iş gücü kaybı değerlendirmesi arasında ciddi farklar ortaya çıkabiliyor.

İşte asıl sorun da burada başlıyor.

Bir insan Sağlık Bakanlığı’nın raporuyla engelli kabul edilirken, SGK’nın değerlendirmesinde nasıl oluyor da çalışabilir hale geliyor?

Üstelik ortada yalnızca küçük oran farklılıklarından söz etmiyoruz.

Kamuoyuna yansıyan örneklerde, çok yüksek oranda engelli vatandaşların dahi “çalışabilir” değerlendirmesiyle karşılaşabildiğini görüyoruz. Diyalize giren, solunum cihazına bağlı yaşayan, ağır hastalıklarla mücadele eden insanların bile çalışma gücünün bulunduğu yönünde değerlendirmeler yapılabildiği iddia ediliyor.

Şimdi sormak istiyorum:

Diyaliz cihazına bağlı bir insan nasıl çalışacak?

Solunum cihazına ihtiyaç duyan bir insan hangi iş yerinde, hangi şartlarda çalışacak?

Ağır hastalıklarla mücadele eden, tedavileri devam eden bir insanın çalışma hayatına katılabilmesi hangi gerçeklik üzerinden değerlendiriliyor?

Elbette her engelli bireyin çalışma kapasitesi aynı değildir. Engelli olmak, hiçbir şekilde çalışamaz olmak anlamına da gelmez. Bizler zaten yıllardır bunun en güzel örneklerini veriyoruz. Çalışıyoruz, üretiyoruz, vergi veriyoruz, topluma katkı sağlıyoruz.

Ama mesele şu:

Çalışabilecek durumda olmak başka şeydir, çalışmaya mecbur bırakılmak başka.

Devletin görevi, engelli vatandaşın önüne yeni engeller koymak değil; onun hayatını kolaylaştırmak ve yıllarca ödediği primlerin karşılığını adil bir şekilde vermektir.

Peki SGK neyi bekliyor?

Engellinin elindeki raporu mu?

Yıllarca ödediği primleri mi?

Emeklilik hakkını kazanmasını mı?

Yoksa mağduriyetlerin daha da büyümesini mi?

İşte bizim anlamakta zorlandığımız nokta tam olarak burası.

Ben de onlardan biriyim.

Ben doğuştan görme engelliyim. Emeklilik için benden istenen şartların tamamını yerine getirmeme rağmen SGK tarafından emekliliğim verilmedi. Daha önce emekli olmuştum. Ancak rapor oranımın düşmesi gerekçe gösterilerek emekliliğim iptal edildi.

Burada özellikle belirtmek isterim: Rapor oranım yüzde 40’ın altına düşmedi.

Yani yıllarca çalışmış, prim ödemiş, engellilik durumum ortada olan bir vatandaş olarak bugün yeniden emeklilik hakkımı aramak zorunda bırakılıyorum.

İşte bu nedenle bugün biz engelliler olarak yalnız değiliz.

Engelli Emeklilik Derneği (EMED) çatısı altında kenetlendik. Anayasa Mahkemesi’ne dilekçelerimizi verdik. Hak arama mücadelemizi sürdürüyoruz. Her yere yazıyoruz, anlatıyoruz, sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.

Biz çok şey istemiyoruz.

Biz hakkımızı istiyoruz.

Kimsenin hakkına göz dikmiyoruz. Kimsenin emekliliğini istemiyoruz. Sadece yıllarca çalışarak ödediğimiz primlerin, sahip olduğumuz sağlık raporlarının ve engelli olarak yaşadığımız gerçeklerin dikkate alınmasını istiyoruz.

Bu kanunun çıkarılmasında rol alan milletvekillerine de buradan bir soru sormak istiyorum:

Biz engelliler sizin için seçimden seçime hatırlanacak vatandaşlar mıyız?

Biz sizlerden oy isterken ulaşılabiliriz.

Peki hakkımızı aramak için yanınıza geldiğimizde neden ulaşılmaz oluyoruz?

Randevu taleplerimiz neden sürekli reddediliyor?

Neden bizimle konuşulmuyor?

Neden bizi dinlemekten kaçınılıyor?

Belki de yüzümüze bakmak zordur.

Çünkü biz sizden makam istemiyoruz.

Biz sizden ayrıcalık istemiyoruz.

Biz sizden lütuf istemiyoruz.

Biz hakkımızı istiyoruz.

Anayasa Mahkemesi’nin bu düzenlemeyi yakın zamanda görüşmesini ve yaşanan mağduriyetleri hakkaniyet çerçevesinde değerlendirmesini umut ediyoruz.

Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında kullanılan bir kelime değildir.

Adalet; devletin kendi vatandaşına karşı ne kadar hakkaniyetli olduğudur.

Adalet; bir insanın elindeki sağlık raporu ile devletin başka bir kurumunun verdiği karar arasında sıkışıp kalmamasıdır.

Adalet; yıllarca çalışan, prim ödeyen ve engelli olarak hayatını sürdüren insanların bir gecede değiştirilen kurallar nedeniyle mağdur edilmemesidir.

Ve en önemlisi…

Adalet, engellinin önündeki engeli devletin koymamasıdır.

Biz mücadelemizi sürdüreceğiz.

Yazacağız.

Anlatacağız.

Kapı kapı dolaşacağız.

Hakkımızı arayacağız.

Çünkü biliyoruz ki susarsak unutuluruz.

Ama biz unutulmak istemiyoruz.

Biz sadece hakkımız olanı istiyoruz.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.