Eski HDP’li Ayhan Bilgen: “Demirtaş, İstinafla Değil AİHM’le Tahliye Olmak İstiyor” “Silahla ilgili faslı yüzleşmeyle aşmanız gerekiyor”

Yayınlama: 01.10.2026
Düzenleme: 01.10.2026 19:47
13
A+
A-
🔊

Eski HDP’li Ayhan Bilgen:

“Demirtaş, İstinafla Değil AİHM’le Tahliye Olmak İstiyor”

“Silahla ilgili faslı yüzleşmeyle aşmanız gerekiyor”

Uzun süre HDP Grup Başkan Vekilliği yapan, daha sonra SES Partisi’ni kurarak genel başkanlığını üstlenen Ayhan Bilgen’le Türkiye’nin Kürt meselesinde girdiği yeni dönemi konuştum.

Röportaj sırasında kendisine, kısa süre önce yayımlanan

“Türk Tarihinin Kayıp Yılları ve Kürdistan”

adlı kitabımı da hediye ettim.

 

Bilgen; silah bırakma tartışmasından Öcalan ve Demirtaş’ın rollerine, DEM Parti ve muhalefetin tutumundan anayasa ve referandum tartışmalarına, geçmiş çözüm sürecinin neden başarısız olduğundan AİHM sürecine kadar pek çok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

Bilgen’e göre silahların devreden çıkması, Kürt meselesinin demokratikleşme ve haklar boyutunun daha geniş biçimde tartışılmasının önünü açabilir.

Ancak siyasi bir anlaşmanın toplumun yaşadığı travmaları kendiliğinden ortadan kaldırmayacağını belirten Bilgen, “Silahla ilgili faslı yüzleşmeyle aşmanız gerekiyor” diyor.

“Kürt meselesi sadece Türkiye’nin iç meselesi değil”

Soru: Ayhan Bey, bugün aktif siyasetin neresindesiniz? Önümüzdeki dönemde nasıl bir siyasi rol üstleneceksiniz?

Ayhan Bilgen: Ben genel başkanlık görevini bıraktım. Şimdi başka bir arkadaşımız parti yönetimini ve teşkilat çalışmalarını yürütüyor. 53 ilde, yaklaşık 170 ilçede kongre süreçleri tamamlandı. Ben de mümkün olduğunca dışarıdan katkı sunmaya çalışıyorum.

Daha çok sivil toplum ve medya çalışmaları üzerinden katkı vermeye gayret ediyorum. Doğrudan parti siyaseti içerisinde aktif bir görev üstlenmiş değilim.

Bundan sonraki süreçte ne yapacağım konusunda benim açımdan da kesinleşmiş bir tablo yok. Nerede katkı sunabileceğim ortaya çıktıkça elimden geleni yaparım.

Kürt meselesinin bölgesel boyutu

Soru: Bugün yeniden konuşulan Kürt meselesine baktığımızda, sizce bunun bölgesel boyutu ne kadar önemli?

Ayhan Bilgen: Kürt meselesi sadece bir ülkenin iç meselesi olarak ele alınabilecek bir konu değil. Kürtler dört farklı ülkede yaşıyor. Dolayısıyla bu ülkelerin birbirleriyle ilişkileri, bölgesel dengeler ve uluslararası aktörlerin tutumu doğrudan etkili oluyor.

Geçmişte de bunu gördük. Önceki çözüm süreci başladığında uluslararası koşullar daha olumluydu. Fakat daha sonra özellikle Suriye’deki gelişmelerle birlikte bölgesel şartlar değişti. İçeride yürütülen süreç de bundan etkilendi ve sonuçta başarısız oldu.

Bugün dış koşulların daha olumlu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin müttefikleriyle, bölgesel güçlerle ve komşularıyla ilişkileri açısından bazı fırsatlar var. Bunlar çözümün kolaylaşmasına ve hızlanmasına katkı sağlayabilir.

Ama ben bugünkü sürecin dışarıdan organize edilmiş bir süreç olduğunu düşünmüyorum.

Daha çok Türkiye’nin kendi iç ihtiyaçlarının, bölgesel gelişmelerle birlikte oluşturduğu bir arayış söz konusu.

Özellikle güvenlik açısından Türkiye’nin önünde yeni bir tablo var. İsrail’in bölgedeki politikaları, bölgesel ittifaklar ve Türkiye’nin kendi güvenlik ihtiyaçları Kürt meselesini yeniden önemli bir başlık haline getiriyor.

“Bu kez devlet içerisinde daha fazla bütünlük var”

Soru: Yani sizce bu süreç dışarıdan dayatılan bir süreç değil?

Ayhan Bilgen: Hayır. Daha çok Türkiye’nin kendi güvenlik ve siyasi ihtiyaçlarından kaynaklanan bir arayış olduğunu düşünüyorum.

Üstelik bu kez önceki süreçlerden farklı bir durum var. Devlet içerisinde daha fazla bütünlük görüyorum.

Önceki süreçlerde devletin farklı kurumları arasında ciddi dirençler vardı. Güvenlik bürokrasisiyle siyasi irade arasında da farklı yaklaşımlar bulunabiliyordu.

Bugün ise güvenlik bürokrasisinin sürece daha fazla destek verdiği veya en azından sürecin gerekliliği konusunda daha net bir pozisyonda olduğu görülüyor.

Bu önemli bir fark.

Çünkü geçmişte süreci sadece siyasi irade yürütmeye çalışıyordu ve devletin bazı kesimlerinde ciddi bir direnç vardı. Bugün ise devletin daha geniş bir bölümünde sürecin yürütülmesi konusunda bir irade oluşmuş gibi görünüyor.

TBMM’nin ortak raporu

Soru: TBMM’deki komisyonun ortak raporunu ve partilerin hazırladığı raporları okudunuz. Sizce bu raporlar Kürt meselesinin özünü ortaya koyuyor mu?

Ayhan Bilgen: Raporlarda önemli bir tarihsel arka plan var. Şeyh Sait’ten Cumhuriyet döneminin çeşitli kırılmalarına kadar birçok konu ele alınıyor.

Fakat bana göre asıl mesele yeterince açık biçimde ortaya konulmuyor.

Kürt meselesinin temelinde bir halkın kimliğinin, dilinin ve kültürel haklarının tanınmasıyla ilgili sorunlar var. Bunların raporda yeterince kapsamlı şekilde ele alındığını düşünmüyorum.

Örneğin anadilde eğitim meselesi, kültürel haklar, özgürlükler ve demokratikleşme boyutu daha kapsamlı tartışılmalıydı.

Sadece günü kurtaracak bir çözümle yetinmemek gerekiyor. Kürt meselesini Türkiye’nin genel demokratikleşme meselesinden ayrı düşünmemek lazım.

Türkiye’nin demokratikleşmesiyle Kürt meselesinin çözümü birbirinden kopuk konular değil.

“Önce silah mı, önce demokrasi mi?”

Soru: Geçmiş çözüm sürecinin neden başarısız olduğunu düşündüğünüzde, bugün aynı hataların tekrarlanmaması için ne yapılmalı?

Ayhan Bilgen: Geçmiş süreçte hem devlet içerisinde hem de örgüt içerisinde direnç gösteren çevreler vardı. Ayrıca Suriye’deki gelişmeler gibi bölgesel şartlar da süreci ciddi biçimde etkiledi.

Bugün öncelikle daha önce süreci engelleyen veya yavaşlatan çevrelerin yeniden belirleyici hale gelmesini önlemek gerekiyor.

Burada iki temel yaklaşım var.

Bir kesim “Önce demokrasi, sonra silah bırakma” diyor.

Diğer yaklaşım ise “Silah varken demokratikleşmeyi ve insan haklarını konuşmak zor” diyor.

Bugünkü süreç daha çok ikinci yaklaşım üzerinden ilerliyor.

Yani silahların devreden çıkarılması, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve ondan sonra demokratikleşme, insan hakları ve özgürlüklerin daha kapsamlı biçimde konuşulması.

Bunun bir tercih olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ben bunu kendi içerisinde anlaşılabilir bir yaklaşım olarak görüyorum.

Türkiye geçmişte bazı adımlar attı. Kürtçe yayın yapan devlet televizyonu kuruldu, bazı yasaklar kaldırıldı. Ama meselenin bütün boyutları hâlâ çözülmüş değil.

Silahların tamamen devreden çıkması halinde artık Türkiye’nin demokratikleşmesi, anayasa, yönetim modeli, dil ve eğitim gibi bütün meselelerin demokratik zeminde konuşulmasının önünde daha az engel kalacaktır.

Öcalan’ın rolü, Demirtaş’ın katkısı

Soru: Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısını ve Mehmet Uçum’un bu konudaki açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayhan Bilgen: Öcalan’ın geldiği noktanın, silahlı mücadelenin artık bir yöntem olarak sürdürülemeyeceği yönünde olduğunu düşünüyorum.

Aslında silah bırakma meselesi 1990’ların sonlarından beri gündemde. Devlet ile örgüt arasında çeşitli temaslar da oldu. Ancak bugüne kadar silah bırakma ile demokratikleşme ve insan haklarının birlikte yürütülmesi konusunda yeterli bir irade ortaya çıkmadı.

Burada devlet içerisindeki dirençlerin yanı sıra, çatışmanın devamından çeşitli biçimlerde fayda sağlayan aktörlerin de bulunduğunu unutmamak gerekir.

Bir noktada şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Cam kırıldığında camcıya ihtiyaç duyarsınız. Çatışma devam ettiği sürece de çatışma üzerinden kendisini gerekli gören aktörler ortaya çıkabiliyor.

Bugünkü tercih ise önce silahların bırakılması, ardından demokratikleşme sürecinin ilerletilmesi şeklinde.

Soru: Peki Demirtaş’ın bu süreçteki rolü sizce ne olmalı?

Ayhan Bilgen: Öcalan’ın konumu ile Demirtaş’ın konumunu birbirinden ayırmak gerekiyor.

Öcalan’ın doğrudan muhataplığı silah bırakma ve silahlı yapının tasfiyesi meselesinde daha belirgin.

Demirtaş’ın rolü ise daha çok toplumsal ikna, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve toplumun sürece katılması bakımından değerlendirilebilir.

Demirtaş’ın katkısını sadece silah bırakma meselesine indirgememek gerekir.

Çünkü Kürt toplumu bir siyasi partiye veya tek bir örgüte indirgenebilecek bir yapı değil.

“Kürt sosyolojisi siyasetin çok ilerisinde”

Soru: Kürt toplumunun bugünkü geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayhan Bilgen: Kürt sosyolojisi siyasetin çok ilerisinde. Siyaset onun gerisinde kalmış durumda.

Kürtlerin toplumsal varlığı artık sadece Diyarbakır’la veya bölge illeriyle sınırlı değil. İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Ege’de ve Türkiye’nin çok farklı yerlerinde ciddi bir Kürt nüfusu ve toplumsal yapı var.

Dolayısıyla Kürt toplumunu sadece silahlı örgüt üzerinden okumak artık mümkün değil.

Parlamentoda, belediyelerde ve toplumun farklı alanlarında Kürtlerin siyasi ve sosyal temsili var.

Silahların devreden çıkması halinde bu sosyolojinin kendisini daha rahat biçimde siyaset üzerinden ifade etmesinin önü açılabilir.

“Süreç tıkanmış değil”

Soru: Son dönemde süreç yavaşladı mı? Tıkandı mı? Toplumda böyle bir algı var.

Ayhan Bilgen: Ben sürecin tıkandığını, bozulduğunu veya bittiğini düşünmüyorum.

Başlangıçta da bir kesimde “Bu iş bir ay içerisinde olur” gibi beklentiler vardı. Böyle süreçlerde psikolojik olarak hızlı sonuç beklentisi oluşabiliyor.

Ama çatışma çözümü süreçlerinde önemli olan tarafların iradesidir. En azından taraflardan birinin kararlılığı ve kendisine güveni sürecin ilerlemesinde önemli rol oynar.

Ben devlet tarafında bir kararlılık görüyorum.

Kürt sosyolojisinin de önemli ölçüde barış istediğini, silahların bırakılmasını istediğini düşünüyorum. Buradaki talep Türkiye’nin bölünmesi değil; ayrımcılığın sona ermesi, eşitlik ve kültürel hakların güvence altına alınması.

Eğer Kürt sosyolojisi bu noktaya gelmişse ve devlet de süreci tamamlamaya karar vermişse, birtakım gecikmelere rağmen geri dönüş olacağını düşünmüyorum.

Muhalefet, DEM ve siyasi aktörler

Soru: Peki siyasi aktörler, özellikle muhalefet ve DEM Parti, bu sürece yeterince katkı sunuyor mu?

Ayhan Bilgen: Hayır, yeterince katkı sunduklarını düşünmüyorum. DEM açısından da parti olarak sürecin siyasi sonuçlarını yeterince içselleştirmediğini söyleyebilirim.

Burada ilginç olan şu: Silahlı yapı açısından bir karar verilmiş gibi görünürken, güvenlik bürokrasisinin de sürecin gerekliliği konusunda daha net bir noktada durduğunu görüyoruz. Buna karşılık siyasetçiler henüz bunun siyasi sonuçlarını bütün boyutlarıyla değerlendirmiş değiller.

Siyasi açıdan şöyle bir kaygı da var: Kürtlerin siyasi temsilinin yalnızca DEM’le özdeşleşmesi ve DEM’e oy veren seçmenin başka hiçbir partiye yönelmemesi.

Bu kaygının tamamen temelsiz olduğunu söyleyemeyiz. Fakat bunun nasıl şekilleneceği, sürecin nasıl yönetileceğine bağlı.

Burada önemli olan bir başka konu da “muhataplık” meselesi.

Silah bırakma aşamasında belirli bir muhataplık söz konusu olabilir. Fakat silah bırakıldıktan sonra demokratikleşmenin muhatabı tek bir kişi veya tek bir parti değildir.

Demokratikleşmenin muhatabı toplumun tamamıdır.

“Demokrasi herkesin meselesidir”

Soru: Yani silah bırakma sürecindeki muhataplıkla demokratikleşme sürecindeki muhataplığı birbirinden ayırıyorsunuz.

Ayhan Bilgen: Kesinlikle.

Silah bırakma konusunda belirli bir aktörle görüşebilirsiniz. Ama demokratikleşme ve insan hakları konusunda artık muhatap toplumun tamamıdır.

Eski örgüt mensubu da bunun muhatabıdır, hükümet de muhataptır, DEM’li siyasetçi de muhataptır, Türk vatandaşının kendisi de muhataptır.

Demokrasi herkesin meselesidir.

Anayasa ve demokratikleşme

Soru: Silahların bırakılmasıyla birlikte anayasa ve demokratikleşme tartışmasının önü açılır mı?

Ayhan Bilgen: Silahlı tehdit ortadan kalktığında, bazı hakların “Acaba bu bizi bağımsızlığa veya bölünmeye götürür mü?” şeklinde değerlendirilmesinin önüne geçilebilir.

Türkiye’de parlamento içerisinde çok geniş uzlaşmalar kurulabilir.

Örneğin 467 imza gibi bir rakamdan söz ediyoruz. Tek başına hiçbir siyasi partinin böyle bir sayıya ulaşması mümkün değil. Dolayısıyla geniş bir toplumsal ve siyasi uzlaşma gerekiyor.

Silah meselesi ortadan kalktıktan sonra yönetim modeli de konuşulabilir, anayasa da konuşulabilir, eğitim de konuşulabilir, dil de konuşulabilir.

Anadilde eğitim konusunda da seçenekler var. Bir yasa ile bazı yasakları kaldırabilirsiniz, düzenleme yapabilirsiniz veya bütün dillerin özgürce kullanılabileceği bir sistem oluşturabilirsiniz.

Vatandaşlık tanımı da tartışılabilir.

Bunların hepsi demokratik zeminde konuşulabilecek konular.

Mehmet Uçum’un açıklamaları

Soru: Mehmet Uçum’un açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayhan Bilgen: Burada açıklamanın kime söylendiğine de bakmak gerekir.

Ben Uçum’un bazı açıklamalarını yalnızca demokrasi isteyen çevrelere verilmiş bir mesaj olarak okumuyorum.

Bürokrasiye ve süreci yavaşlatabilecek çevrelere yönelik bir mesaj olarak da değerlendiriyorum.

Demirtaş meselesindeki yaklaşımı da biraz böyle okuyorum.

Buradaki temel kaygının demokrasi olmadığını düşünüyorum. Daha fazla demokrasi ve özgürlük, silahların olmadığı bir ortamda devlet açısından bir tehdit olarak görülmemeli.

Çünkü geçmişte güvenlik politikaları toplumun önemli bir bölümünü, özellikle de Kürtleri, devletten uzaklaştırdı.

Devlet toplumdan korkarak bir yere gidemez.

Toplum gerçekliktir.

Referandum gerekli mi?

Soru: Uçum, anayasa değişikliği açısından referandumun gerekli olduğunu söylüyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayhan Bilgen: Burada teknik olanla siyasi olanı birbirinden ayırmak gerekiyor.

Anayasal olarak 360’ın üzerinde bir oy referandum sürecini gündeme getirebilir. 400’ün üzerinde bir oy ise referandumsuz değişiklik imkânını doğurabilir.

Ama Uçum’un söylediği şeyin siyasi bir anlamı da olabilir. Yeni bir anayasanın toplumun onayından geçmesi gerektiğini düşünüyor olabilir.

Ben anayasanın mümkün olan en geniş parlamento mutabakatıyla yapılmasından yanayım. Referanduma gidilecekse de toplumun bunu onaylaması gerekir.

Fakat toplum bunu bir pazarlık veya birtakım siyasi tavizler paketi olarak görürse referandum açısından sorun yaşanabilir.

Dolayısıyla burada geniş bir toplumsal mutabakat önemli.

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve anayasa

Soru: Peki Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için anayasa değişikliği gerekiyor mu?

Ayhan Bilgen: Benim değerlendirmeme göre bunun için mutlaka anayasa değişikliği gerekmiyor.

Parlamentonun seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde seçimlerin mevcut dönem tamamlanmadan yapılması mümkün.

360’ın üzerinde bir oyla seçimlerin yenilenmesi kararı alınabilir.

Dolayısıyla yeniden adaylık açısından bir anayasa değişikliğinin zorunlu olduğunu düşünmüyorum.

Ama kapsamlı bir anayasa değişikliğinin seçimlerden önce yapılabileceğini de düşünmüyorum.

Belki bazı küçük paketler gündeme gelebilir; fakat kısa süre içerisinde bütünlüklü bir anayasa değişikliği yapılması kolay görünmüyor.

Demirtaş, AİHM ve iç hukuk

Soru: Selahattin Demirtaş açısından AİHM süreci ve Avrupa Konseyi’nin yaklaşımı ortada. Türkiye kendi iç hukukunda bir çözüm üretebilir mi?

Ayhan Bilgen: Türkiye’nin kendi hukuk mekanizmalarının çalışması gerekir.

Her meseleyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını bekleyerek çözmek zorunda değiliz.

Örneğin Bölge İstinaf Mahkemesi, tutuklulukla ilgili değerlendirmesini yapabilir. İç hukuk mekanizmaları kendi hukukları içerisinde bir çözüm üretebilir.

AİHM elbette önemlidir. Avrupa Konseyi’nin yaklaşımı da ortada. Ancak Türkiye’nin kendi hukuk düzeninin de sorunları çözebilecek şekilde çalışması gerekir.

Ama burada şöyle bir şey de var: Demirtaş, İstinaf Mahkemesi’nin kararıyla değil AİHM’in kararıyla tahliye olmak istiyor.

Soru: Bu bir bilgi mi, duyum mu?

Ayhan Bilgen: Bilgidir. Çünkü Demirtaş’ın Kürt meselesinde AİHM gibi uluslararası bir kurumun Kürt meselesinde gözlemci olmasını istediğini biliyorum.

Soru: Demirtaş’ın İstinaf’tan böyle bir şey istemesinin mantığı var mı? Sonuçta mahkeme isterse kendisi hüküm kurup tahliye edebilir.

Ayhan Bilgen: Sanırım o yönde çalışmalar var ve olumlu sonuç çıkacağını tahmin ediyorum.

Soru: Yani AİHM kararını beklemeye gerek yok diyorsunuz?

Ayhan Bilgen: Eğer bugün iç hukuk içerisinde hukuken mümkün olan bir çözüm varsa, bunun için AİHM kararını beklememek gerekir.

Bu, AİHM’in rolünü ortadan kaldırmaz. Ama kendi hukuk sisteminizin de çalışması gerekir.

Öcalan ve Demirtaş’ın farklı rolleri

Soru: Öcalan ile Demirtaş’ın bu süreçteki rollerini nasıl ayırıyorsunuz?

Ayhan Bilgen: Öcalan’ın doğrudan muhataplığı silah bırakma ve silahlı yapının tasfiyesi noktasında.

Demirtaş’ın rolü ise daha çok toplumsal alanda. Demokratik siyasetin güçlendirilmesi, toplumun sürece katılması ve demokratik siyasete güvenin artırılması açısından bir rolü olabilir.

Bu nedenle Demirtaş’ın katkısını sadece silah bırakma başlığıyla sınırlamak doğru olmaz.

Sonuçta Kürt toplumu tek bir siyasi aktörden ibaret değil. Kürt sosyolojisi çok daha geniş.

Siyaset ve ahlak

Soru: Siyasette bir de ahlaki standartlar meselesi var. Bazen insanlar kendi ideolojik çevrelerinden gelen yanlışları görmezden gelebiliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayhan Bilgen: Her ideolojinin kendi içerisinde oluşturduğu bir ahlaki standart olabilir. İnsanlar kendi siyasi kimlikleri üzerinden olayları değerlendirebilir.

Ama bazı davranışlar vardır ki ideolojik kimlikle açıklanamaz.

Bir insanın siyasi görüşü, yaptığı yanlışın gerekçesi olamaz.

Dolayısıyla siyasi kimliğimiz ne olursa olsun, bazı temel ahlaki ölçüleri korumamız gerekir.

Gençler, kadınlar ve toplumsal travma

Soru: Peki bütün bu siyasi tartışmaların dışında toplumun yaşadığı travmalar ne olacak? Gençler, kadınlar, aileler yıllardır ağır bedeller ödüyor.

Ayhan Bilgen: Siyasi bir anlaşma yapılması toplumdaki bütün yaraları bir anda ortadan kaldırmaz.

Ölen insanların geri gelmesi mümkün değil. Yaşanan travmaların da hemen ortadan kalkmasını bekleyemeyiz.

Barış sadece siyasi aktörlerin bir anlaşmaya varması değildir. Toplumun yaşadığı acılarla da yüzleşmesi gerekir.

İnsanların yaşadıklarını konuşabilmesi, birbirini dinleyebilmesi ve geçmişin anlamlandırılması gerekiyor.

Aksi halde siyasi düzeyde bir anlaşma sağlansa bile toplumun içerisinde yaralar devam eder.

“Silahla ilgili faslı yüzleşmeyle aşmanız gerekiyor”

Soru: Son olarak şunu sormak istiyorum: Geçmişteki silahlı mücadelenin tarihsel anlamını nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün bu geçmişle nasıl yüzleşeceğiz?

Ayhan Bilgen: Bunu değerlendirirken o dönemin koşullarını göz ardı etmemek gerekir.

Bir halkın kendisini yok sayılmış, tanınmamış veya haklarından mahrum bırakılmış hissettiği dönemleri anlamadan silahlı mücadelenin ortaya çıkışını da anlayamazsınız.

Ama bugün geldiğimiz noktada silahla ilgili faslı yüzleşmeyle aşmanız gerekiyor.

Hem devletin hem örgütün hem de siyasetin geçmişle yüzleşmesi lazım.

Bu yüzleşme yeni bir çatışma üretmemeli. Geçmişte yaşanan acıları kabul ederken geleceği geçmişteki çatışmanın içine hapsetmemek gerekiyor.

Bütün tarafların kendi sorumluluklarıyla yüzleşebilmesi önemli.

Çünkü yeni bir dönem ancak geçmişle hesaplaşmayı yeni bir kavganın nedeni haline getirmeden mümkün olabilir.

Değerli zamanlarını ayıran Ayhan Bilgen’e teşekkür ederim.

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.