Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Yaklaşan Sanayi Odası seçimleri vesilesiyle, üyesi bulunduğum odamız ve daha geniş anlamda Bingöl’ün ekonomik geleceği üzerine ben de birkaç kelam etmek istiyorum.
Öncelikle şunu ifade edeyim: Seçimler demokrasinin tabiatında vardır. Adaylar çıkar, listeler oluşur, meslek grupları tercihini yapar; birileri kazanır, birileri kaybeder. Bunların hepsi normaldir.
Fakat bir seçimi kazanmakla bir şehri kazanmak aynı şey değildir.
Bence bugün asıl konuşmamız gereken de budur.
Sanayi Odası seçimlerini bölgecilik, yörecilik, hemşehricilik, grupçuluk veya “bizimkiler-sizinkiler” yarışına dönüştürmenin Bingöl’e hiçbir faydası yoktur. Küçük bir şehirde insanları daha da küçük parçalara ayırarak büyük bir ekonomi inşa edemeyiz.
Artık dünyaya bakalım.
Dünya küçüldü. Ticaretin sınırları değişti. Bir insan Bingöl’den dünyanın öbür ucuna mal satabiliyor. E-ticaret, dijital pazarlar, yapay zekâ, yeni üretim teknikleri, lojistik ağları ve dış ticaret sistemleri klasik ticaret anlayışını kökten değiştiriyor.
Böyle bir çağda bizim hâlâ hangi grubun hangi grubu yeneceğini, hangi bölgenin kaç oy çıkaracağını konuşmamız Bingöl’ün enerjisini tüketmekten başka bir işe yaramaz.
Ben daha büyük bir şey konuşalım diyorum:
Önümüzdeki 10-20 yılın Bingöl’ünü nasıl kuracağız?
Oda, şehrin ekonomik aklının toplandığı yer olmalıdır
Benim Sanayi Odası’ndan ve bu göreve talip olan bütün arkadaşlarımızdan beklentim şudur:
Oda sadece aidat toplayan, belge veren, seçimden seçime hareketlenen bir kurum olmamalıdır.
Sadece Ankara’da birkaç ünvanlı insanın yanında fotoğraf çektirmek, ziyaretleri sosyal medyada paylaşmak, protokol programlarında görünmek de bir şehrin ekonomik geleceğini inşa etmeye yetmez.
Bunlar yapılabilir, bunlara itirazım yok. Ancak esas iş bunlardan sonra başlar.
Çalışmak lazım. Çok çalışmak lazım.
Oda; sanayicinin, tüccarın, üreticinin, esnafın, yatırımcının, girişimcinin, ihracatçının ve gençlerin kapısını rahatlıkla çalabildiği bir çatı olmalıdır.
Hatta bana göre Bingöl’de ekonomik meseleler söz konusu olduğunda, Sanayi Odası şehrin en güçlü fikir ve organizasyon merkezlerinden biri hâline gelmelidir.
Üniversiteyi çağırmalı, belediyeleri çağırmalı, siyaseti çağırmalı, bürokrasiyi çağırmalı, ilçeleri çağırmalı, yatırımcıyı çağırmalı, genç girişimciyi çağırmalı.
Ama herkesi aynı masaya Bingöl için çağırmalı.
En büyük meselelerimizden biri: Sermayeyi Bingöl’de tutmak
Kanaatimce üzerinde en ciddi şekilde düşünmemiz gereken meselelerden biri sermaye kaçağıdır.
Bingöl’de kazanan, güçlenen ve belli bir sermaye birikimine ulaşan insanımızın önemli bir kısmı bir müddet sonra yatırımını başka şehirlere taşıyor.
Bunu insanları suçlayarak çözemeyiz.
Kendimize sormamız gerekir:
İnsanımız neden sermayesini Bingöl’de yatırıma dönüştürmüyor?
İstanbul’u, Ankara’yı, Bursa’yı, İzmir’i tercih etmesine sebep olan nedir?
Altyapı mı?
Pazar mı?
Nitelikli eleman sorunu mu?
Lojistik mi?
Şehir hayatının imkânları mı?
Yatırım ortamındaki belirsizlikler mi?
Bunların tamamını bilimsel biçimde araştırmamız gerekir.
Sonra yatırımcının önüne sadece “Gel Bingöl’e yatırım yap” çağrısı değil; hazırlanmış yatırım dosyaları, fizibiliteler, uygun alanlar, altyapı imkânları, teşvikler, pazar analizleri ve yol haritaları koymalıyız.
Sermaye ürkektir. Güven, öngörülebilirlik ve imkân gördüğü yere gider.
Öyleyse Bingöl’ü sermayenin kaçtığı değil, sermayenin gelmek istediği bir şehir hâline getirmek zorundayız.
Gurbetçi sermayeyi Bingöl ile yeniden buluşturalım
Bir de çok büyük fakat yeterince değerlendiremediğimiz bir gücümüz var:
Bingöl dışında yaşayan Bingöllüler.
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da; Almanya’da, İngiltere’de, Avrupa’nın başka ülkelerinde ve Amerika’da iş dünyasında başarılı olmuş çok sayıda hemşehrimiz var.
Bunlarla yalnızca düğünlerde, taziyelerde, yemeklerde ve hemşehri gecelerinde buluşmak yetmez.
Artık başka türlü buluşalım.
Yatırım masasında buluşalım.
Her yıl ciddi bir Bingöl Yatırım ve Ekonomi Buluşması neden yapılmasın?
Yurt içindeki ve yurt dışındaki başarılı Bingöllü iş insanlarının önüne 20-30 somut yatırım projesi neden konulmasın?
“Memleketine yatırım yap” demek kolaydır.
Biz ona şunu diyebilmeliyiz:
“Arsa burada, altyapı burada, teşvik burada, fizibilite burada, insan kaynağı burada, pazar imkânı burada. Gel, birlikte üretelim.”
İşte oda burada çatı görevi görmelidir.
OSB yalnızca fabrika binalarından ibaret değildir
Organize Sanayi Bölgemizi daha güçlü hâle getirmek zorundayız.
Ancak sanayileşmeyi sadece kaç fabrika bulunduğuyla ölçmek de yeterli değildir.
Bir ekonomik ekosistem oluşturmalıyız.
Ana sanayi varsa yanında yan sanayi gelişmeli. Ambalajcısı, nakliyecisi, bakım-onarımcısı, makinecisi, yazılımcısı, pazarlamacısı, muhasebecisi, ihracatçısı da büyümeli.
Bir yatırım başka yatırımları doğurmalıdır.
Bir fabrikanın bacası tüttüğünde yalnızca o fabrikanın işçisi değil, çevresindeki onlarca sektör kazanmalıdır.
Asıl kalkınma budur.
Bingöl kendi toprağından başlayan bir kalkınma modeli kurabilir
Biz başka şehirleri taklit etmek zorunda değiliz.
Bingöl’ün kendi ekonomik karakteri vardır.
Yaylamız var.
Meramız var.
Hayvancılık geleneğimiz var.
Koyunumuz, keçimiz, sütümüz, etimiz var.
Balımız var.
Tereyağımız, peynirimiz, çökeleğimiz var.
Dutumuz, pekmezimiz, cevizimiz, elmamız var.
Kadayıfımız var.
Yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız var.
Geçmişte Bingöl hayvancılığının bölgenin çok ötesine uzanan bir ekonomik gücü vardı. Mesele geçmişi romantikleştirmek değildir. Mesele, o üretim kültürünü bugünün teknolojisiyle yeniden ayağa kaldırmaktır.
Ben Bingöl’de üretilen bazı süt ürünlerinin, özellikle çökeleğin lezzet ve kalite bakımından Türkiye’nin en iddialı ürünleri arasına girebileceğine inanıyorum.
Ama üretmek tek başına yetmiyor.
Standardizasyon gerekir.
Hijyen gerekir.
Paketleme gerekir.
Soğuk zincir gerekir.
Marka gerekir.
Coğrafi işaret gerekir.
Tanıtım gerekir.
E-ticaret gerekir.
İhracat gerekir.
Yani köylünün ürettiği bir kilo ürünü birkaç kat daha değerli hâle getirecek ekonomik zinciri kurmak gerekir.
Bingöl ham madde satan değil, katma değer üreten bir şehir olmalıdır.
Oda üyeliği bir aidiyet duygusuna dönüşmelidir
Ben hayalimde şöyle bir oda görüyorum:
Üyesi aidatını verirken “Yine para istiyorlar” dememeli.
“Bu benim odamdır, verdiğim her kuruş benim sektörümün ve şehrimin gelişmesi için çalışıyor” diyebilmelidir.
Bunun yolu da şeffaflıktan, hizmetten ve üyeye dokunmaktan geçer.
Her meslek grubunun ayrı sorun haritası çıkarılmalıdır.
Her sektör kendi içerisinde yılda birkaç kez toplanmalıdır.
“Ne istiyorsunuz?” sorusunun ötesine geçilip “Önümüzdeki beş yılda bu sektörü nereye taşıyabiliriz?” sorusu sorulmalıdır.
Her üyenin kendi alanında büyümesi, kurumsallaşması, teknoloji kullanması, yeni pazarlara açılması teşvik edilmelidir.
Çünkü güçlü oda, güçlü başkan demek değildir.
Güçlü oda, güçlü üye demektir.
Gençleri seyirci değil, aktör yapalım
Bir başka meselemiz gençliktir.
Eski ticaret anlayışıyla yeni dünyayı yönetemeyiz.
Tecrübeyi çöpe atalım demiyorum. Tam tersine, tecrübeyle gençliğin enerjisini buluşturalım.
Bugünün gençleri bizim bilmediğimiz dünyaları biliyor.
Dijital ticareti biliyor.
Yabancı dil biliyor.
Yapay zekâyı kullanıyor.
Dünyadaki trendleri takip ediyor.
Biz onlara sermaye, tecrübe ve güven verelim; onlar da bize yeni dünyanın kapılarını açsın.
Bingöllü bir genç sürekli “Buradan nasıl giderim?” diye düşünüyorsa hepimizin düşünmesi gereken bir problem vardır.
Biz o gencin zihnindeki soruyu değiştirmeliyiz:
“Bingöl’de ne kurabilirim, ne üretebilirim, dünyaya ne satabilirim?”
Üniversite ile sanayinin arasındaki duvarı kaldıralım
Üniversitemiz şehrin dışında duran akademik bir ada olmamalıdır.
Akademisyen sanayicinin fabrikasına girmeli; sanayici üniversitenin laboratuvarından faydalanmalı.
Veterinerlik bilgisi hayvancılığa, mühendislik üretime, iktisat ve işletme bilgisi şirketlerimize, teknoloji genç girişimcilere dokunmalıdır.
Tezler raflarda kalmamalı; Bingöl’ün gerçek meselelerine çözüm üretmelidir.
Bilgi ile sermayeyi, akademi ile sahayı buluşturmalıyız.
Fuarları gezmeye değil, pazar bulmaya gidelim
Yurt içi ve yurt dışı fuarlara daha fazla katılmalıyız.
Ama fuara gidip fotoğraf çektirip dönmek için değil.
Bingöl ürünlerini götürmek için.
Müşteri bulmak için.
Distribütör bulmak için.
Yeni teknoloji görmek için.
Başarılı modelleri incelemek için.
Bingöllü firmaları dış ticarete hazırlamak için.
Odanın içerisinde güçlü bir dış ticaret ve yatırım danışmanlığı aklı oluşmalıdır.
İhracat yapmak isteyen işletmeye “Git araştır” denmemeli; önüne yol haritası konulmalıdır.
Ekonomi ile şehirleşme birbirinden ayrı değildir
Bir şehrin kalkınmasını sadece fabrika üzerinden okuyamayız.
Şehir planlaması, konut, ulaşım, sosyal hayat, eğitim, nitelikli insan gücü, kültür, yeşil alanlar ve yaşam kalitesi de ekonominin parçasıdır.
Nitelikli bir mühendis ailesiyle Bingöl’de yaşayacaksa onun çocuklarının eğitimini de düşünür.
Bir yatırımcı şehre gelecekse ulaşımı, sosyal hayatı ve geleceği de değerlendirir.
Dolayısıyla Bingöl’ün ekonomik planlaması ile şehir planlamasını birbirinden ayıramayız.
Biz 20-30 yıl sonrasının Bingöl’ünü bugünden düşünmek zorundayız.
Biraz da “fanatik Bingöllü” olalım
Buradaki fanatiklikten kastım başkasını dışlamak değildir.
Memleketinin üretimine, insanına ve geleceğine tutkuyla sahip çıkmaktır.
Bingöl merkez ne kadar bizimse Genç de, Solhan da, Karlıova da, Adaklı da, Kiğı da, Yayladere de, Yedisu da bizimdir.
Bir ilçenin kalkınması diğerinin kaybı değildir.
Bir Bingöllü iş insanının büyümesi başka bir Bingöllünün küçülmesi değildir.
Birbirimizin ayağından çekerek hiçbir yere varamayız.
Birbirimizi yukarı çekerek büyüyebiliriz.
Bölgecilikten, yörecilikten, küçük hesaplardan ve eski çekişmelerden artık kurtulmalıyız.
Bingöl küçük olabilir; fakat küçük düşünmek zorunda değildir.
Oda seçimlerini bunun için fırsata çevirelim
Yaklaşan seçimlere biraz da bu gözle bakalım.
Kim hangi listede, kim kimin yanında, kim hangi bölgeden sorularından önce şunları soralım:
Bingöl’ün sermayesini nasıl büyüteceğiz?
Dışarıdaki sermayeyi nasıl getireceğiz?
OSB’yi nasıl geliştireceğiz?
Hayvancılığı nasıl yeniden ayağa kaldıracağız?
Ürünlerimizi nasıl markalaştıracağız?
İhracatı nasıl artıracağız?
Genç girişimciyi nasıl destekleyeceğiz?
İlçelerimizi ekonomik sistemin içine nasıl katacağız?
Üniversiteyi üretime nasıl dâhil edeceğiz?
Dijital dünyaya Bingöl’ü nasıl hazırlayacağız?
Ve en önemlisi:
Nasıl bir Bingöl tasavvur ediyoruz?
Ben biraz tefekkür, biraz tedebbür, çokça istişare ve ortak akıl diyorum.
Makamdan imkân devşiren değil, imkânını memlekete seferber eden bir anlayışa ihtiyacımız var.
Oda bize bir şey versin anlayışından, “Biz odamıza ve Bingöl’e ne katabiliriz?” anlayışına geçmeliyiz.
Başkanından yönetimine, meslek komitelerinden en küçük üyesine kadar herkes kendisini bu büyük bütünün parçası görmelidir.
Çünkü mesele birkaç yıllık bir oda başkanlığı değildir.
Mesele çocuklarımızın yaşayacağı Bingöl’dür.
Mesele sermayesi kaçmayan, aksine sermaye çeken bir Bingöl’dür.
Mesele üreten, işleyen, paketleyen, markalaştıran, ihraç eden bir Bingöl’dür.
Mesele gencinin başka şehirlerde umut aramak zorunda kalmadığı bir Bingöl’dür.
Mesele ilçeleriyle beraber büyüyen bir Bingöl’dür.
Mesele dünyayı takip eden değil, bazı alanlarda dünyaya ürün satan bir Bingöl’dür.
Binaen aleyh;
Oda seçimleri gelir geçer. İsimler ve yönetimler değişir.
Ama Bingöl kalır.
Gelin bu seçimi klasik bir oda seçimi olmaktan çıkarıp Bingöl’ün ekonomik geleceğini yeniden düşünmenin vesilesi yapalım.
Kazananın karşısında kaybedenler oluşturmayalım.
Kazanan taraf Bingöl olsun.
Sermaye kazansın ama emek de kazansın.
Sanayici kazansın ama üretici de kazansın.
Merkez kazansın ama ilçeler de kazansın.
Tecrübe kazansın ama gençlik de kazansın.
Ve nihayetinde;
Aklıyla, üretimiyle, sermayesiyle, gençliğiyle, toprağıyla, yaylasıyla, merasıyla ve dünyaya açılan insanıyla daha güçlü bir Bingöl kazansın.
ODA SEÇİMLERİ YAKLAŞIRKEN: İKİ HATIRA, BİR DERS
Bingöl’de oda seçimleri yaklaşırken, geçtiğimiz günlerde Ticaret ve Sanayi Odası üzerine bazı düşüncelerimi kaleme aldım.
Neden bu meseleyi önemsiyorum?
Çünkü benim için mesele, kimin başkan olacağı veya kimin hangi listede yer alacağı meselesinden daha büyüktür. Asıl mesele; Bingöl’ün ticaretini, sanayisini, üretimini ve sermayesini nasıl büyüteceğimizdir.
Yaklaşık 25 yıldır bu odanın üyesiyim. Bugüne kadar şahsım adına odadan bir talebim, beklentim olmadı. Bugün de herhangi bir adayın yanında veya karşısında değilim.
Fakat yıllardır ticaret yapan, ihracatla uğraşan bir insan olarak başımdan geçen iki hadiseyi anlatmak istiyorum.
Kimseyi suçlamak, mahcup etmek veya eski bir hesabı açmak için değil; belki bundan sonrası için bir ders, bir tecrübe ve tedbir olur diye.
Suudi Arabistan’ın Cidde kenti diye çıktık, iş umreye döndü
Yıllar önce yerel gazetelerimiz sürmanşetten bir haber verdiler.
Haberde, Bingöl Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ile beraberindeki iş insanlarının Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenecek bir programa katılacağı; Cidde Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve üyeleriyle bir araya gelineceği, fuar ziyaretleri yapılacağı ve ikili iş görüşmeleri gerçekleştirileceği yazıyordu.
Haberi okuyunca açıkçası çok heyecanlandım.
Çünkü zaten Suudi Arabistan’a ihracat yapan biriydim. Arapça biliyordum, bölgeyi tanıyordum. Kendi kendime dedim ki:
“Bireysel olarak ticaret yaptığımız bir ülkeye bu defa şehrimizin iş dünyasını temsil eden resmî bir heyet içerisinde gidersek belki yeni kapılar açılır. Bir proje alırız, bir müşteri buluruz; belki bir iş başka işlerin de önünü açar.”
Hemen odayı aradım.
Organizasyonu teyit ettiler. Söylenen ücreti yatırdım, pasaportumu gönderdim, vize işlemleri yapıldı. Ben de kendi çapımda hazırlığımı ve numunelerimi yaptım. Açık söylemek gerekirse günleri sayıyordum.
Gitmemize yaklaşık bir hafta kala telefon geldi.
Ticari programın iptal edildiğini ve organizasyonun umre programına çevrildiğini söylediler.
Yani Cidde’de iş forumu, fuar ve ikili ticari görüşmeler diye çıktığımız yol, bir anda umre programına dönüşmüştü.
Elbette mesele umre değildi. Bilakis kendi imkânlarımla defalarca umreye gitmiş bir insanım.
Fakat bu defa benim hazırlığım başka, niyetim başkaydı.
Ben umreye gitmek için değil, iş yapmak için hazırlanmıştım.
Cidde’de iş insanlarıyla tanışmak, ürünümü anlatmak, yeni pazarlar bulmak ve belki Bingöl’den yeni bir ihracat kapısı açmak için heyecanlanmıştım.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım ve programa katılmadım.
Daha sonra ödediğim meblağı geri almak istedim. Oda turizm şirketini, turizm şirketi odayı adres gösterdi. Bir süre uğraştım. Doğrusu mesele zoruma da gitmişti. Sonra bu işin peşinde daha fazla dolaşmayı kendime yakıştırmadım ve vazgeçtim.
Bugün bunu anlatmamın sebebi o para değildir. Üzerinden yıllar geçmiş bir meblağın hesabını görmek hiç değildir.
Benim sorguladığım şey mantalitedir.
Bir ticari organizasyon adıyla yola çıkan bir program nasıl olur da son anda tamamen başka bir mahiyete dönüşür?
İkinci tecrübe: Ürdün
Bir başka zaman Bingöl’de faaliyet gösteren TÜMSİAD, Ürdün’e ticari bir heyet götüreceğini duyurdu.
Dernek başkanı beni de ziyaret etti.
Orada güçlü iş çevrelerinin bulunduğunu, derneklerinin olduğunu, Ürdün tarafındaki muhataplarının ticaret ve sanayi çevrelerinde etkili insanlar olduklarını anlattılar. Hatta ismi hâlâ aklımda olan Hattap El Benna’nın orada güçlü bir iş insanı olduğunu ve kendilerine ticaret kapılarını açabileceğini söylediler.
Yine heyecanlandım.
Ürdün’e daha önce mal satmamıştım. “Belki yeni bir pazar açarız” diye düşündüm.
Yaklaşık 20 iş insanı yola çıktık. Yerel basında da genişçe yer aldı:
“Bingöllü iş insanları Ürdün’e çıkarma yapıyor, ikili iş görüşmeleri gerçekleştirecek, yeni ticari bağlantılar kurulacak…”
Güzel.
Fakat Ürdün’e vardığımızda beklediğimiz ticari programı göremedik.
AVM’ler gezildi, turistik yerler dolaşıldı, şehir gezileri yapıldı.
Benim kafamda ise tek bir soru vardı:
“Biz buraya ticaret yapmaya gelmedik mi?”
Çünkü bir iş insanını binlerce kilometre uzağa götürmenin anlamı ona AVM gezdirmek değildir. AVM’yi turist de gezer.
O geziye birlikte katıldığımız arkadaşlardan aklımda kalan Ağa Koçer ve Cihan Uzunyayla da vardı.
Ticari heyetin işi; daha yola çıkmadan sektörleri araştırmak, alıcıları belirlemek, görüşmeleri planlamak, numuneleri hazırlatmak ve mümkünse masaya somut ticaret dosyaları koymaktır.
Nihayet orada, bize güçlü ve itibarlı olduğu söylenen Hattap El Benna vasıtasıyla bir müşteriyle tanıştırıldım.
Yaklaşık 8 bin dolarlık sipariş verdi.
Ödemeyi malı gördükten sonra yapacağını söyledi.
Tereddüt ettim.
Fakat hem oradaki muhataplarımız hem de Türkiye’de organizasyonu yapan arkadaşlarımız, tabiri caizse:
“Gözünü kapat gönder, biz buradayız.”
dediler.
Güvendim.
Türkiye’ye döndüm, ürünü hazırladım. Mal, nakliye, liman, gümrük ve diğer giderlerle birlikte yaklaşık 10 bin dolarlık bir maliyete katlandım ve ürünü Ürdün’e gönderdim.
Bir ay geçti.
Üç ay geçti.
Beş ay geçti.
Bir yıl geçti.
Para gelmedi.
Aradıkça yine aynı manzarayla karşılaştım. Burası orayı, orası burayı işaret etti.
Sonuçta o para da gitti.
Yine söylüyorum:
Meselem para değil.
Ticarette insan kazanır da kaybeder de. Ticaretin tabiatında risk vardır. Ben bugün bunun hesabını yapmıyorum.
Ben bu iki hadiseyi, Bingöl iş dünyasının geleceği adına anlatıyorum.
Bir ticaret heyeti turistik gezi değildir
İşte oda seçimleri konuşulurken benim üzerinde durduğum asıl mesele budur.
Bingöl’ün ihtiyacı yalnızca yurtdışına heyet götüren bir oda değildir.
Bingöl’ün ihtiyacı; iş insanını yurtdışına götürmeden önce onun önüne pazar koyabilen, temaslarını hazırlayan, güvenilir muhataplarını belirleyen ve yapılan ticaretin arkasında kurumsal olarak durabilen bir odadır.
Bir heyet Ürdün’e gidiyorsa, uçağa binmeden önce orada kiminle görüşeceği bilinmelidir.
Suudi Arabistan’a gidiliyorsa, hangi sektörün hangi firmayla buluşacağı daha Bingöl’den çıkmadan planlanmış olmalıdır.
Bir iş insanına “Malı gönder, biz arkandayız” denilmişse, o söz bir nezaket cümlesi olarak kalmamalıdır.
Çünkü kurumsallık tam da sözün arkasında durulduğu yerde başlar.
Dünkü yazıda odaların ne yapması gerektiğine dair düşüncelerimizi zaten etraflıca ifade ettik. Bugün aynı şeyleri tekrar etmek yerine, yaşadığım bu iki hadiseyi kayda geçirmek istedim.
Belki geçmişte yaşanan bir eksiklik, gelecekte yapılacak daha doğru bir işin vesilesi olur.
Belki bundan sonra görev alacak arkadaşlarımız, ticari heyetlerin yalnızca seyahat olmadığını; her seyahatin arkasında bir iş insanının ümidi, emeği, sermayesi ve bazen yılların birikimi bulunduğunu daha fazla nazara alırlar.
Benim muradım budur.
Ne eski bir hesabı açmak, ne bir kimseyi mahcup etmek, ne de herhangi bir adayın lehinde veya aleyhinde pozisyon almaktır.
Yaklaşık çeyrek asırlık bir oda üyesi ve yıllardır ticaretin içinde bulunan bir insan olarak, başımdan geçen bu iki hadiseyi geleceğe küçük bir not olarak bırakıyorum.
Geçmişten bahsetmenin bir kıymeti varsa, o da aynı hataları gelecekte tekrar etmemektir.
Binaen aleyh; isimlerden önce anlayışı, listelerden önce vizyonu, seçimden önce de Bingöl’ün menfaatini konuşalım.
Niyetimiz halistir.
Kalın sağlıcakla.