Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bazen bir ülkede alınan bir karar, yalnızca bugünü değil, yarını da değiştirir. Bana göre Türkiye’nin bugün attığı adım böyle bir adımdır. Bu meseleye yalnızca son elli yılın bir problemi olarak bakmak eksik kalır. Aslında geriye doğru baktığımızda, yaklaşık bir asırlık bir meselenin, farklı dönemlerde farklı biçimlerde karşımıza çıktığını görüyoruz
Bazen bir ülkede alınan bir karar, yalnızca bugünü değil, yarını da değiştirir. Bana göre Türkiye’nin bugün attığı adım böyle bir adımdır. Bu meseleye yalnızca son elli yılın bir problemi olarak bakmak eksik kalır. Aslında geriye doğru baktığımızda, yaklaşık bir asırlık bir meselenin, farklı dönemlerde farklı biçimlerde karşımıza çıktığını görüyoruz.
Bugün önümüzde yeni bir kapı aralanmıştır. Hukuki bir zemin oluşmaktadır. Üstelik bu zemin, yüksek bir oyla ve geniş bir katılımla oluşmuştur. Bunun kendisi bile başlı başına önemli bir işarettir. Çünkü mesele artık yalnızca bir siyasi partinin, bir grubun veya belli bir çevrenin meselesi olmaktan çıkıp toplumsal ve siyasi bir mutabakat arayışına dönüşmektedir.
Ben bu tabloyu Türkiye açısından hayırlı ve tarihi bir gelişme olarak görüyorum.
Meseleye Sadece Siyaset Değil, Devlet Aklı da Bakıyor
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu sürece öncülük etmesini de son derece kıymetli buluyorum.
Çünkü böyle meseleler yalnızca günlük siyasetin diliyle çözülemez. Bazen devletin uzun vadeli menfaatini, toplumun huzurunu ve gelecek nesillerin güvenliğini birlikte düşünmek gerekir.
Bugün gördüğüm şey tam da budur.
Türkiye, yıllarca güvenlik eksenli yöntemlerle çözmeye çalıştığı bir meseleyi artık hukuk, siyaset, toplumsal mutabakat ve devlet aklıyla çözme iradesi ortaya koymaktadır.
Aynı yöntemlerle farklı sonuçlar beklemek yerine, yeni bir yol denemek gerekiyor. Türkiye’nin yaptığı da budur.
Bu nedenle ortaya çıkan hukuki zemini küçümsememek gerekir. Yüksek oyla kabul edilmesi, siyasetin önemli bir bölümünün bu yeni döneme kapı açtığını göstermektedir. Daha da önemlisi, toplumda ve devlet bürokrasisinde de artık yeni bir anlayışın güç kazandığını düşünüyorum.
Ortadoğu’da Bir Dönem Kapanıyor
Bugün yalnızca Türkiye değişmiyor.
Ortadoğu’nun tamamında çok önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Jeopolitik dengeler değişiyor, teknoloji savaşın ve güvenliğin niteliğini değiştiriyor, devletlerin kapasitesi artıyor ve silahlı yapıların eski yöntemlerle uzun süre varlıklarını sürdürmeleri giderek zorlaşıyor.
Bir başka ifadeyle, dünyanın şartları değişiyor.
Geçmişte silah ve dağ üzerinden siyaset yapmanın mümkün olduğu dönem giderek kapanıyor. Bugünün dünyasında ekonomik güç, teknoloji, diplomasi, hukuk, toplumsal meşruiyet ve siyasi kapasite çok daha belirleyici hale geliyor.
Bu nedenle Ortadoğu’nun da yavaş yavaş ideolojik ve silahlı örgütlerin belirlediği bir denklemden çıkıp siyasal ve hukuki zemine doğru ilerlemesi kaçınılmazdır.
Bana göre Türkiye’nin attığı adım bu büyük değişimin önemli parçalarından biridir.
Kürtler Açısından da Yeni Bir Dönem Başlıyor
Bu süreçte Kürtlerin ortaya koyduğu tavrı da ayrıca önemli görüyorum.
Türkiye’deki Kürtlerin, Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki aktörlerin ve Suriye’deki Kürt siyasi aktörlerinin son dönemde daha gerçekçi, daha akılcı ve bölgenin şartlarını daha iyi okuyan bir yaklaşım geliştirdiğini düşünüyorum.
Özellikle Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ortaya koyduğu tutum, bölgenin gerçeklerini okuyabilme açısından önemlidir. Eğer her aktör kendi pozisyonunda ısrar ederek çatışmayı büyütseydi, bunun bedelini yalnızca siyasetçiler değil, bölgedeki bütün halklar ödeyecekti.
Bugün akılcı davranmak, geri adım atmak değil; geleceği kazanmak için doğru zamanda doğru adımı atmaktır.
Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki olumlu yaklaşım da bu açıdan önemlidir.
Kürt siyasetinin farklı coğrafyalarda giderek daha fazla dünyanın gerçeklerini dikkate aldığını görüyorum. Türkiye’deki Kürtlerin de son yıllarda ortaya koyduğu siyasi tutum, meselenin silahla değil siyasetle ve hukukla çözülmesi gerektiğine dair güçlü bir iradenin oluştuğunu gösteriyor.
Bence bu küçümsenecek bir gelişme değildir.
Tam tersine, bölgede yaşanan bunca altüst oluşa rağmen Kürt siyasi aklının önemli ölçüde gerçekçi bir çizgiye gelmesi, hem Kürtlerin hem de bölgenin geleceği bakımından büyük bir kazanımdır.
İran Örneği Bize Çok Şey Anlatıyor
Bugün İran’ın çevresinde yaşanan gelişmelere baktığımızda, bölge halklarının çatışmanın içine sürüklenmesinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini görüyoruz.
Kürtlerin İran’da bir savaşın parçası haline gelmesi, yalnızca İran’ı değil, bütün bölgeyi etkileyebilecek büyük bir felaket doğurabilirdi.
Bence Kürt siyasi aklının en önemli kazanımlarından biri de budur: Her çağrıya, her provokasyona, her dış telkine kapılmadan kendi halkının geleceğini düşünmek.
Artık bölge halkları şunu daha iyi görüyor:
Başkasının hesabı için savaşmanın bedelini kendi çocukların öder.
Bu nedenle Kürtlerin bundan sonraki süreçte kendi iradeleriyle, kendi siyasi akıllarıyla ve bölgenin gerçeklerini dikkate alarak hareket etmeleri büyük önem taşıyor.
Türkiye’nin En Büyük Kazancı: Kendi Meselesini Kendi Çözmesi
Bana göre bu sürecin en önemli taraflarından biri de şudur:
Türkiye, kendi meselesini kendi insanlarıyla, kendi siyasetiyle ve kendi hukukuyla çözmeye çalışıyor.
Dışarıdan bir hakem aramıyor.
Başka devletlerin masasına gitmiyor.
Meselesini başkalarının müdahalesine teslim etmiyor.
Bu, Türkiye açısından çok önemli bir özgüven göstergesidir.
Son yüz yılda yaşadığımız birçok problemin arkasında dış müdahalelerin, bölgesel hesapların ve uluslararası güç mücadelelerinin de etkisi oldu. Bugün ise Türkiye’nin “Bu mesele bizim meselemizdir ve biz çözeceğiz” diyebilmesi başlı başına büyük bir siyasi olgunluktur.
Ben bu yaklaşımın mimarisinde Recep Tayyip Erdoğan’ın çok önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum.
Bu süreç bir günde ortaya çıkmadı.
İlmek ilmek işlendi.
Zaman zaman sessizce yürütüldü.
Bazen toplumun önünde, bazen devletin kendi mekanizmaları içerisinde ilerledi.
Tedricî bir anlayışla, adım adım bugünlere gelindi.
Hızlı Ama Sakin Gitmek Gerekiyor
Şimdi yapılması gereken, süreci ne gereksiz yere yavaşlatmak ne de acelecilikle yanlış adımlar atmaktır.
Hızlı ama sakin. Kararlı ama tedbirli. Açık ama provokasyonlara kapalı.
Çünkü bu sürecin içeride ve dışarıda huzurdan rahatsız olacak çevreleri olacaktır.
Bölgede kendi hesapları bozulan ülkeler, gruplar ve klikler bulunacaktır. Bunların süreci sabote etmek istemesi şaşırtıcı olmaz.
Türkiye’nin bugüne kadar meseleyi fazla gürültü çıkarmadan, dışarıya gereğinden fazla yansıtmadan ve gerektiğinde hızlı hareket ederek yürütmesi bu bakımdan önemlidir.
Bundan sonra da aynı akıl korunmalıdır.
Fitneye fırsat verilmemeli, provokasyonlara karşı sağduyu korunmalı ve mesele günlük siyasi hesapların malzemesi haline getirilmemelidir.
Demirtaş Meselesi de Sürecin Bir Parçasıdır
Bu noktada Selahattin Demirtaş’ın da süreçten yararlanabileceğine ilişkin beklentilerin ortaya çıkmasını ayrıca önemsiyorum.
Eğer hukuk yeni bir zemin oluşturuyorsa, o zeminin kişilere göre değil, herkese eşit uygulanması gerekir.
Demirtaş’ın bu süreçten yararlanması, yalnızca bir kişinin meselesi olarak görülmemelidir.
Tam tersine, sürece ilişkin kamuoyundaki bazı soru işaretlerini giderebilir, farklı kesimlerin sürece olan güvenini artırabilir ve toplumsallaşmasına katkı sağlayabilir.
Çünkü gerçek bir normalleşme, yalnızca silahların susmasıyla değil, hukukun ve siyasetin yeniden güven veren bir zemin oluşturmasıyla mümkün olur.
Artık Eski Türkiye’nin Siyasetiyle Yeni Türkiye’nin İhtiyaçları Aynı Değil
Dünya değişti.
Türkiye değişti.
Ortadoğu değişti.
Teknoloji değişti.
İnsanların beklentileri değişti.
Devletlerin güvenlik anlayışları değişti.
Böyle bir dünyada hâlâ elli yıl önceki yöntemlerle siyaset üretmeye çalışmak mümkün değildir.
Bugünün gençlerine sürekli geçmişin çatışmalarını miras bırakmak yerine, onların önüne eğitim, ekonomi, teknoloji, ticaret, özgürlük ve refah imkanları koymak zorundayız.
Artık dağların, hendeklerin ve silahların değil; üniversitelerin, fabrikaların, teknolojinin, ticaret yollarının ve güçlü bir hukukun konuştuğu bir bölge inşa etmeliyiz.
Çünkü barış olmadan bereket olmaz.
Huzur olmadan yatırım olmaz.
Güven olmadan ekonomi olmaz.
Hukuk olmadan kalıcı siyaset olmaz.
Büyük Resme Bakmak Zorundayız
Bugün Türkiye’nin önünde yalnızca bir güvenlik meselesini çözmekten daha büyük bir fırsat var.
Türkiye kendi içinde huzuru güçlendirirken, Ortadoğu’da da yeni bir siyasal anlayışın önünü açabilir.
Türkiye’nin attığı bu adım, ileride bölgedeki başka sorunların çözümünde de örnek gösterilebilecek bir yol haritasına dönüşebilir.
Ben bu nedenle yaşananları yalnızca günlük siyasi tartışmalar üzerinden okumuyorum.
Daha büyük bir tarihsel değişimin başlangıcı olarak görüyorum.
Bir dönem kapanıyor.
Başka bir dönem açılıyor.
Silahın yerini siyasetin, çatışmanın yerini hukukun, korkunun yerini güvenin, ayrışmanın yerini ortak geleceğin alabileceği yeni bir dönemden söz ediyoruz.
Elbette yol kolay olmayacak.
Elbette itirazlar olacaktır.
Elbette provokasyonlar olacaktır.
Elbette süreçte yanlışlar da yapılabilir.
Fakat bunların hiçbiri büyük hedefi gözden kaçırmamıza sebep olmamalıdır.
Son Söz: Türkiye İçin Bir Özgüven Meselesidir
Ben bugün ortaya çıkan tabloya baktığımda, Türkiye’nin kendisine olan güveninin arttığını görüyorum.
Devletin, bürokrasinin, siyasetin ve toplumun önemli bir bölümünün artık bu meselenin çözülebileceğine inanmaya başlaması çok değerlidir.
Yüksek katılımla kabul edilen yeni hukuki zemin de bunun önemli göstergelerinden biridir.
Şimdi bize düşen, bu kapıyı sonuna kadar açacak sağduyuyu göstermek ve süreci sabırla, cesaretle ve akılla yürütmektir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kavga değil, yeni bir başlangıçtır.
Kürtlerin ihtiyacı yeni bir çatışma değil, onurlu ve güvenli bir gelecek kurmaktır.
Türklerin ihtiyacı korku değil, huzur ve refahtır.
Ortadoğu’nun ihtiyacı ise daha fazla vekâlet savaşı değil, kendi halklarının iradesine dayanan yeni bir düzen anlayışıdır.
Bu bakımdan Türkiye’nin bugün attığı adımı tarihi buluyorum.
Son elli yılın değil, belki de son yüz yılın ağır bir meselesinin çözümüne doğru önemli bir kapı aralanmıştır.
Bu kapının ardında daha huzurlu, daha demokratik, daha güçlü ve daha müreffeh bir Türkiye olduğuna inanıyorum.
Yeter ki aklımızı öfkemizin önüne, vicdanımızı siyasi hesaplarımızın önüne ve Türkiye’nin ortak geleceğini günlük tartışmalarımızın önüne koyalım.
Ben bu sürecin Türkiye’nin huzuruna, birlik ve beraberliğine ve geleceğine emin adımlarla yürümesine vesile olacağına inanıyorum.
Hayırlı olsun.