Ev Bizimse Süpürgeyi de Biz Alacağız

Yayınlama: 06.10.2026
Düzenleme: 06.10.2026 05:15
9
A+
A-
🔊

Ev Bizimse Süpürgeyi de Biz Alacağız

Fon meselesini günlerdir okuyorum.

Rakamlar büyük, işler karışık, kullanılan kelimeler de teknik.

Fon, hisse, manipülasyon, likidite, koordineli işlem…

Köydeki Mehmet amcanın bunların hiçbirini bilmesine gerek yok.

Olayın özü aslında çok basit:

Bir yerde yüz binlerce insanın parası zarar görmüşse ve ortada ciddi usulsüzlük iddiaları varsa devlet bunun hesabını sormalıdır.

Hem de kimin yaptığına bakmadan.

Ben meseleye biraz da kendi mahallemizden bakıyorum.

Yıllarca AK Parti’de siyaset yaptım. Bu davaya emek vermiş, yükünü taşımış insanların ne düşündüğünü de az çok biliyorum.

Bugün muhafazakâr insanlarda da bu meseleye karşı ciddi bir rahatsızlık görüyorum.

Bu önemlidir.

Çünkü yanlış yapan bizdense susmak vefa değildir.

Yanlışı örtmek dava değildir.

Hele “aman bizimkiler zarar görmesin” diye devletin terazisini eğmek hiç değildir.

Bizim köylerde eskiden birinin hayvanı başkasının tarlasına girip ekini yese, hayvanın sahibine bakılmazdı.

“Bu kimin oğludur, hangi aileden, hangi aşirettendir?” denmezdi.

Zarar varsa zarar ödenirdi.

İslam hukukunda da bu böyledir.

Adalet dediğimiz şey de budur.

Şimdi fon meselesinde de aynı ölçüyü istiyorum.

Kim bu işlerden haksız para kazandı?

Kim küçük yatırımcının sırtından servet yaptı?

Kim görevini yapmadı?

Kim gördü de sustu?

Kim zamanında müdahale etmedi?

Varsa siyasi bağlantısı nedir?

Varsa bürokratik ihmali nedir?

Bunların tamamı araştırılmalıdır.

Ama belgeyle.

Hukukla.

Kimseyi peşinen suçlu ilan etmeden.

Bugün sorulması gereken en önemli sorulardan biri de şudur:

Devletin bunca denetim kurumu varken bu işler nasıl bu kadar büyüdü?

SPK var.

Borsa İstanbul var.

Denetim var.

Gözetim var.

Kurumlar var.

O zaman vatandaşın sorması gayet doğaldır:

Bu değirmenin suyu nereden geliyordu ve kimse değirmenin bu kadar hızlı döndüğünü görmedi mi?

Bence asıl hesaplaşmamız gereken yer burasıdır.

Bir başka yanlışımız da yolsuzluğu sadece çantayla para taşımak veya devletin kasasından para çalmak sanmamızdır.

Mesele bundan daha geniştir.

Kamu gücünü kullanıp yakınına iş sağlamak da sorgulanmalıdır.

Hak etmeyene ihale vermek de.

Birine imar ayrıcalığı sağlamak da.

Liyakati olmayanı makama getirmek de.

Denetlenmesi gereken kişiye “bizdendir” diye göz yummak da.

Çünkü küçük yanlışlara göz yumarsanız bir gün karşınıza büyük yanlışlar çıkar.

Köydeki evimde küçük bir su kaçağını zamanında kapatmadım, önce duvar nemlendi , sonra sıva döküldü, en sonunda duvarım çöktü.

Devlet yönetimi de böyledir.

Denetim zamanında yapılırsa mesele büyümez.

Bugün muhalefetin bağırmasını beklememeliyiz.

Muhalif gazetecinin dosya çıkarmasını da beklememeliyiz.

Tam tersine, temizliği önce biz istemeliyiz.

Çünkü ev bizimse süpürgeyi de biz alacağız.

Ben AK Parti’nin zarar görmesini isteyen biri olarak değil, yıllarca bu hareketin içinde bulunmuş biri olarak söylüyorum:

Bir siyasi hareketi eleştiri çökertmez. Yanlış yapanların korunması çökertir.

Bugün pazara giden emekli filesini dolduramıyorsa…

Genç evlenmek için yıllarca para biriktirmek zorundaysa…

Memur kirayı nasıl ödeyeceğini düşünüyorsa…

Bir tarafta da kamu gücüne veya nüfuzlu çevrelere yakınlığı sayesinde olağanüstü servet edinildiğine ilişkin iddialar konuşuluyorsa millet elbette sorar:

“Bu değirmenin suyu nereden geliyor?”

Bu sorudan korkmamak gerekir.

Tam tersine devlet bu soruyu vatandaş sormadan kendisi sormalıdır.

Kimse dokunulmaz değildir.

İktidara yakınsa da araştırılmalı.

Muhalefete yakınsa da araştırılmalı.

İş adamıysa da araştırılmalı.

Bürokratsa da araştırılmalı.

Siyasetçiyse de araştırılmalı.

Ama bir şartla:

Dedikoduyla değil belgeyle, intikamla değil hukukla.

Benim ölçüm budur.

Bizden biri yaptığında susup, karşı taraftan biri yaptığında bağırıyorsak bunun adı adalet olmaz.

Adalet önce insanın kendi kapısından başlamalıdır.

Fon meselesini de birkaç kişiyi içeri atıp birkaç şirketi kapatarak unutmayalım.

Buradan Türkiye için daha büyük bir ders çıkaralım.

Mal varlığı şeffaflığını konuşalım.

Siyasi etiği konuşalım.

Liyakati konuşalım.

Kamu gücünü kullananların hesap verebilirliğini konuşalım.

Ve en önemlisi:

“Bizden” kelimesini devletin terazisinden çıkaralım.

Çünkü devletin adamı olmaz.

Devletin vatandaşı olur.

Terazinin bir kefesine bizimkileri, öbür kefesine başkalarını koyarsak o teraziden adalet çıkmaz.

Bugün yapılması gereken savunmak değil, temizlemektir.

Örtmek değil, ortaya çıkarmaktır.

Başkalarından hesap sormadan önce kendi kapımızın önünü süpürmektir.

**Ev bizim.

Devlet bizim.

Memleket bizim.

O halde hesabı da önce biz soralım.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.