Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bingöl’de artık siyasetin dilini değiştirmek gerekiyor.
Çünkü toplum değişti. Gençler değişti. Hayat şartları değişti. İnsanların beklentileri değişti.
Dün insanları heyecanlandıran birçok siyasi söylemin bugün aynı karşılığı üretmediğini sahada açıkça görüyoruz.
Hamaset yapabilirsiniz.
İdeolojik nutuklar atabilirsiniz.
Dini değerler üzerinden siyaset yapabilirsiniz.
Sosyal demokratlık, muhafazakârlık, milliyetçilik veya başka bir siyasi kimlik üzerinden uzun uzun konuşabilirsiniz.
Bunların hepsinin siyasette elbette bir yeri vardır. İnsanların inancı da kimliği de dünya görüşü de kıymetlidir.
Fakat vatandaşın önünde artık çok daha somut bir hayat var.
Kirasını ödeyemeyen gence ne söyleyeceksiniz?
Üniversiteyi bitirip iş bulamayan gence ne söyleyeceksiniz?
Evlenmek isteyip ev kurmanın maliyetinden korkan insana hangi sloganı anlatacaksınız?
Yıllarca çalışıp hâlâ bir ev sahibi olamayan aileye hangi ideolojik tartışma teselli olacak?
Torpili olmadığı için kendisini geride kalmış hisseden gence ne diyeceksiniz?
Mesele tam da burada başlıyor.
Bingöl’ün meselesi sadece para değildir
Ben Bingöl’ün problemini yalnızca ekonomik bir problem olarak görmüyorum.
Bizim aynı zamanda bir yönetim, adalet ve fırsat eşitliği problemimiz var.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik insanları rahatsız ediyor.
Bir tarafta geçim mücadelesi veren aileler, diğer tarafta çok kısa zamanda hayat standardı değişen insanlar görüldüğünde vatandaş doğal olarak soruyor:
Bu imkânlar nasıl dağıtılıyor?
İş kime veriliyor?
Destekten kim yararlanıyor?
İhaleyi kim alıyor?
Kamu kaynaklarına kim ulaşabiliyor?
Kimin kapısı açılıyor, kimin kapısı kapanıyor?
İnsanların zenginlikle problemi yoktur. Helalinden kazanan, çalışan, üreten, istihdam sağlayan insanın daha çok kazanmasından ancak memnuniyet duyarız.
Problem, insanların “Herkese aynı fırsat tanınıyor mu?” sorusuna güvenle “evet” diyememesidir.
Bir şehirde adalet duygusu zedelenirse sadece ekonomi zarar görmez.
İnsanların birbirine ve devlete olan güveni de zarar görür.
Önce hastalığımızı doğru teşhis edelim
Bingöl’ün uzun yıllardır bazı kronik hastalıkları var.
Üretmeden tüketiyoruz.
Kamudan çok şey bekliyoruz.
Özel sektörümüz yeterince büyüyemiyor.
Gençlerimizi şehirde tutamıyoruz.
Konut ve kira meselesi giderek ağırlaşıyor.
Tarım ve hayvancılık potansiyelimizi yeterince ekonomiye dönüştüremiyoruz.
Ürünümüz var, markamız zayıf.
İnsanımız var, organizasyonumuz zayıf.
Sermayemiz var, ortak hareket etme kültürümüz zayıf.
Üniversitemiz var, şehir ekonomisiyle ilişkisi olması gereken seviyede değil.
Teşvikler var, bunları kalıcı üretime ve istihdama dönüştürme konusunda daha fazla gayrete ihtiyacımız var.
Bütün bunların üzerine bir de adamcılık, bölgecilik, siyasi yakınlık ve liyakat tartışmaları eklendiğinde şehir enerjisini kalkınmaya değil, kendi içerisindeki mücadelelere harcıyor.
Bunu değiştirmek zorundayız.
Bölgecilikten siyaset devşiren anlayış bitmeli
Bingöl’ün özellikle yüzleşmesi gereken meselelerden biri budur.
Bazen merkez-ilçe üzerinden, bazen köy üzerinden, bazen aşiret veya bölge üzerinden insanları birbirinden ayırmaya çalışıyoruz.
Daha kötüsü, zaman zaman var olan hassasiyetleri bilinçli şekilde kaşıyıp bundan siyasi nüfuz ve makam elde etmeye çalışan anlayışlarla karşılaşıyoruz.
Önce toplumu ayrıştırıp sonra o ayrışmanın temsilciliğini yapmak siyaset değildir.
Bingöl bundan çok çekti.
Artık yeter.
Genç bizim gencimizse hangi ilçeden olduğunun ne önemi var?
İşsiz bizim insanımızsa hangi köyden olduğunun ne önemi var?
Bir insan liyakatliyse soyadının, bölgesinin veya kimin yakını olduğunun ne önemi var?
Bingöl’ü yönetecek anlayışın ilk cümlesi şu olmalıdır:
Bu şehirde hiç kimse diğerinden daha fazla Bingöllü değildir.
Merkez de bizimdir, Genç de, Solhan da, Karlıova da, Kiğı da, Adaklı da, Yedisu da, Yayladere de.
Kalkınma da adalet de bütün şehre ulaşmalıdır.
Peki ne yapacağız?
Sadece sorunları sıralayarak siyaset yapılmaz.
Eleştirmek kolaydır.
Asıl mesele çözüm ortaya koymaktır.
Bana göre Bingöl öncelikle önüne 10 yıllık bir kalkınma hedefi koymalıdır.
Ve bunu laf olsun diye hazırlanmış yüzlerce sayfalık bir rapora dönüştürmemelidir.
Halkın anlayacağı kadar açık olmalıdır:
Önümüzdeki beş yılda kaç kişiye iş sağlayacağız?
Kaç yeni işletme açacağız?
Kaç gencimizi şehirde tutacağız?
Kaç sosyal konut yapacağız?
Hayvancılığı hangi seviyeye çıkaracağız?
Hangi ürünlerimizi markalaştıracağız?
Organize sanayimizi nereye taşıyacağız?
Hangi yatırımcıyı Bingöl’e getireceğiz?
Sağlıkta çevre illere bağımlılığı ne kadar azaltacağız?
Bunların rakamını, takvimini ve sorumlusunu ortaya koyacağız.
Sonra da her yıl milletin karşısına çıkıp hesabını vereceğiz.
Bingöl üretmek zorunda
Bingöl’ün sadece maaşların ve kamu harcamalarının döndüğü bir ekonomi olmaktan çıkması gerekiyor.
Bizim toprağımız var.
Hayvancılığımız var.
Balımız var.
Etimiz var.
Sütümüz, tereyağımız, çökeleğimiz ve yöresel ürünlerimiz var.
Doğamız var.
Genç nüfusumuz var.
Türkiye’nin ve dünyanın birçok yerinde ticarette başarılı olmuş insanlarımız var.
Bunların hepsini aynı ekonomik zincirin içerisine sokmamız gerekiyor.
Çiftçi üretecek.
Kooperatif veya işletme işleyecek.
Sanayici paketleyecek.
Marka değer oluşturacak.
Tüccar iç ve dış pazara ulaştıracak.
Üniversite bilgi ve teknoloji desteği verecek.
Kamu da önünü açacak.
Kalkınma dediğimiz şey budur.
Gençlere “sabredin” demek yetmez
Bence önümüzdeki dönemin en önemli meselesi gençler olacaktır.
Çünkü bugünkü gençlik önceki kuşaklardan farklı düşünüyor.
Dünyayı telefonunun ekranından görüyor.
Başka şehirlerdeki hayatı biliyor.
Kendisine tepeden konuşulmasını istemiyor.
Ve çok basit sorular soruyor:
Benim işim nerede?
Benim evim nerede?
Benim geleceğim nerede?
Bu sorulara cevap veremezsek gençleri Bingöl’de tutamayız.
Bu nedenle genç istihdamıyla birlikte genç konut meselesini de konuşmak zorundayız.
Yeni evlenecek çiftler ve ilk defa ev sahibi olacak dar ve orta gelirli gençler için kamu arazilerinin de değerlendirildiği erişilebilir konut modelleri üzerinde çalışılmalıdır.
Bir gencin Bingöl’de kalabilmesi için ona yalnızca iş değil, yaşanabilir bir gelecek sunmalısınız.
Liyakat meselesini çözmeden hiçbirini çözemeyiz
Benim üzerinde en fazla durduğum konulardan biri budur.
Kurumların başına ehil insanları getireceğiz.
İletişimi güçlü olacak.
Dosyasını bilecek.
Personelini yönetecek.
Proje üretecek.
Ankara’da kurumunun hakkını arayacak.
Vatandaşa kapısını kapatmayacak.
Ve yaptığı işin hesabını verecek.
Bir kişinin yakını olmak liyakat değildir.
Bir bölgeden olmak liyakat değildir.
Bir siyasetçinin yanında görünmek liyakat değildir.
Liyakatin tek ölçüsü işi yapabilme kabiliyetidir.
Yanlış bir yönetici atadığınız zaman yalnızca bir makamı yanlış kişiye vermiyorsunuz.
Bir kurumun yıllarını kaybediyorsunuz.
Bazen bir şehrin geleceğinden yıllar çalıyorsunuz.
Siyasetçi de hesap vermeli
Bingöl’de yeni bir geleneği başlatmak gerekiyor.
Milletvekili, belediye başkanı veya önemli bir kamu yöneticisi yılda bir kez vatandaşın karşısına çıkabilmeli.
Ne söz verdim?
Ne yaptım?
Ne yapamadım?
Neden yapamadım?
Hangi kaynağı kullandım?
Önümüzdeki yıl ne yapacağım?
Bunları açıklamalıdır.
Hesap vermek zayıflık değildir.
Tam tersine kendisine güvenen yöneticinin göstergesidir.
Vatandaşın parasını kullanıyorsanız vatandaşa hesabını da vereceksiniz.
Bu kadar basit.
Yeni dönemin siyaseti çözüm siyaseti olacak
Ben sahada şunu görüyorum:
İnsanların artık kavga dinlemeye tahammülü azalıyor.
Sürekli geçmişi konuşarak bugünün problemlerini çözemeyiz.
Sürekli kimlikler üzerinden ayrışarak da geleceği kuramayız.
İnsanları korkutarak, birbirine karşı konumlandırarak veya toplumsal hassasiyetlerden siyasi rant üreterek bir yere kadar gidilebilir.
Fakat sonunda vatandaş dönüp hayatına bakıyor.
Cebine bakıyor.
Çocuğuna bakıyor.
Kirasına bakıyor.
İşine bakıyor.
Şehrine bakıyor.
Sonra da siyasetçiye dönüp soruyor:
Sen benim için ne yapacaksın?
Bundan sonraki siyasetin esas sorusu budur.
Bingöl’ün yeni bir kavgaya ihtiyacı yok.
Bingöl’ün iyi yönetime ihtiyacı var.
Üretime ihtiyacı var.
İstihdama ihtiyacı var.
Ulaşılabilir konuta ihtiyacı var.
Liyakatli yöneticilere ihtiyacı var.
Güçlü sağlık ve eğitim hizmetlerine ihtiyacı var.
Şeffaflığa ve hesap verebilirliğe ihtiyacı var.
Ve en önemlisi adalete ihtiyacı var.
Ben Bingöl’ün geri kalmışlığını kader olarak görmüyorum.
Çünkü bu şehirde bunu değiştirecek insan da imkân da potansiyel de var.
Mesele bunları doğru yönetebilmektir.
Bundan sonra insanlara sadece neyin yanlış olduğunu anlatmak yetmez.
Neyi nasıl düzelteceğimizi de anlatmalıyız.
Siyasetin yeni dili de bana göre budur:
Slogan değil plan.
Ayrımcılık değil adalet.
Adamcılık değil liyakat.
Tüketim değil üretim.
Kavga değil ortak akıl.
Gizlilik değil şeffaflık.
Mazeret değil çözüm.
Ve herkes için, hiçbir ayrım yapmadan Bingöl.
Çünkü bu şehir ancak hepimizin şehri olduğunda gerçekten kalkınabilir.
Çünkü hepimiz Âdem’danız, hepimiz Bingöllüyüz.😀
Kaynak: HABER MERKEZİ